• Monday 27 June 2022

Articles in Turkish

“Çözümün paslı maymuncuğu”

“İşgal bölgelerindeki iç siyasi sahne, Kıbrıs sorunundaki müzakerelere yapacağı doğrudan etkilerle önemli değişikliklere doğru gitmektedir. Kamuoyu yoklamalarına göre Derviş Eroğlu’nun Ulusal Birlik Partisi (UBP), 19 Nisan tarihinde yapılacak seçimleri kazanacak, ancak bu partinin çoğunluğu elde etmesi beklenmemektedir. Kuzeyde ne tür bir ‘hükümetin’ olacağını, sahte devletin ekonomik açıdan bağımlı olduğu Türkiye Hükümetinin tercihleri ortaya çıkaracaktır. Türkiye Hükümetinin tercihlerinden, müzakerelerin geleceği ile ilgili niyetleri de ortaya çıkacak.

 

Cumhurbaşkanının, bütün partilerin desteklediği tezine göre müzakerelerin mülkiyeti Kıbrıslılardadır. Yani müzakere masasında yaşananlara iki toplumun liderleri karar veriyor. Bu tezi BM de benimserken, bunu bizzat Türkiye de kabul etmektedir.

 

Diğer yandan Cumhurbaşkanı Hristofyas çözümün anahtarının Ankara’da olduğunu söylüyor. Bunu, Türkiye’nin işbirliği olmadan çözüm olmayacağını söyleyen Mehmet Ali Talat da kabul ediyor. Talat aynı zamanda çözüm konusunda hazır olan Türkiye hükümetinin tam desteğine sahip olduğunu da söylüyor.

 

Ancak dengelerin değişmesi halinde ne olacak? Seneye bu dönemde Kıbrıslı Türk müzakereci Derviş Eroğlu olursa, müzakerelerin ‘Kıbrıslı kimliğinin’ geleceği ne olacak? Eroğlu’nun partisi UBP, iki ay önce yaptığı kurultay toplantısında, istediği şeyin, iki devletin konfederasyon çözümü olduğu kararına vardı. Kıbrıs Rum toplumu federasyon çözümüne korku ile bakmaya devam ederken, önümüzdeki ay yapılacak ‘seçimlerde’ UBP’yi ifade eden eğilimin hakim olması durumunda, saf Kıbrıslı çözüm hayalleri yok olmayacak mı?

 

Talat, doğal takvimlerin olduğunu açıkladı. Bu takvimler çok boğucudur, çünkü işgal bölgelerindeki ‘cumhurbaşkanlığı’ seçimleri ile bağlantılıdır. Federasyon çözümü bulunacaksa, bunun yılsonuna kadar bulunması gerekmektedir. Yapılan programa göre 19 Nisan tarihine kadar, Kıbrıs sorununun bütün başlıkları ile ilgili tezler tamamlanacak. Özlü müzakereler işgal bölgelerindeki ‘seçimlerin’ ardından başlayacak ve bir iki ay içinde tarafların federasyon çözümü ile ilgili iradeleri test edilecek.

 

Kıbrıs sorununda bıçak kemiğe dayandı. Görüntü hiç bu kadar net olmamıştı. Önümüzdeki aylarda Kıbrıs’ın geleceğine karar verilecek. Ya gelecekte birleşik devlet olacak ya da bölünme kalıcılaşacak ve yasallaşacak. İşgal bölgelerinde yapılacak seçimler ilk ‘crash testtir’ ve gerçekçi senaryolar sadece iki tanedir. Üçüncü ve en güvenli yol, Dimitris Hristofyas’ın bir zamanlar Kıbrıs halkına ‘kızgın retçilik’ olarak tasvir ettiği şeyin kurbanı oldu.

 

İyimser senaryo

 

Türkiye, Kıbrıs sorununun bir baş belası ve üyelik sürecinde bir kurşun olduğu konusunda ikna olur. Tam üyelik ile ilgili çabalarından vazgeçmemesi gerektiğine ve üyelik müzakerelerine önem vermesi gerektiğine inanır. Tam üye olmayı başaramasa bile, ülkesindeki çağdaşlaşma, ekonomik kalkınma ve istikrar için Avrupa hedefini kullanır.

 

Eğer Türkiye’nin amacı buysa, bunu açık kalmış Kıbrıs sorunu ile hayata geçiremeyecek. İşgal bölgelerinde istikrarlı bir ‘hükümet’ kurma yolunu arayacak, bu da büyük bir olasılıkla CTP ve UBP arasında bir koalisyon olacak ve müzakerelerde bir anlaşmaya yardımcı olacak hareketlerde bulunacak.

 

Ankara’nın tercihi buysa, Talat’ın varlığı ile müzakerelerin konjonktürünü değerlendirecek ve yılsonuna kadar olumlu bir sonuç olacak.

 

Karamsar senaryo

 

Türkiye AB’ye inancını kaybeder, Erdoğan daha milliyetçi yaklaşımlara eğilim gösterir ve işgal bölgelerindeki ‘hükümetin’ UBP tarafından yönetilmesini kabul eder. Üyelik müzakerelerine devam eder, ekonomi ve özellikle de enerji alanında AB ile işbirliği yapar.

 

Kıbrıs’ta Eroğlu’nun partisi, verdiği yeni vatandaşlıklarla ve Kıbrıs Rum mallarını yeniden paylaşarak, Talat’ın hayatını zor bir hale getirecek. Müzakereler Talat’ın görevi sona erene dek sendeleyerek gidecek. Kıbrıslıların mülkiyetinde olan süreç iflas edecek ve iki toplum yeniden birleşme ile ilgili son fırsatı da kaybedecek. Saf Kıbrıslı çözüm, bölünme olacak.

 

Ankara ‘KKTC’ vatandaşlarının özgür iradelerinin ardına saklanacak. ‘KKTC’ vatandaşlarının gelecekleri konusunda ayrı ve özgür bir şekilde karar verme yönündeki hakları 2004 yılında yasallaştırıldı. Tıpkı 2004 yılında Kıbrıslı Rumların yaptığı gibi Kıbrıslı Türkler de iradelerine saygı gösterilmesini isteyecekler.

 

Üçüncü yol

 

Yukarıdaki iki senaryo büyük ölçüde Türkiye’ye bağlıdır. Yani sürecin Kıbrıslıların mülkiyetinde olması, pratikte o kadar da Kıbrıslı değildir. Türkiye çözümün anahtarını elinde tutarken, hangi kapının açılacağını ve hangi çözümü tercih edeceğini seçme avantajına sahiptir.

 

Karamsar senaryoyu seçmesi durumunda Türkiye, bunun üstesinden gelecektir, çünkü büyük bir ekonomiye ve bu dönemde yüceltilmiş olan önemli jeopolitik konuma sahiptir.

 

Kıbrıs, tarihinde ilk kez 2003-2004 yıllarında, Türkiye karşısında avantaja sahipti. Kıbrıs, AB üyeliğinin kesinleşmesi ve Türkiye’nin tarih alma isteğinin devam etmesi nedeniyle, çözüm karşılığında AB yönündeki yolu kendisine açacak bir maymuncuğu elinde tutuyordu. Ancak bu maymuncuğu kilide sokmayı başaramadı.

 

Kıbrıs sorunu tarihinde Türkiye’nin maruz kaldığı tek etkili baskı, 2004 yılının boğucu takvimiydi ve eski bölücü tezlerini terk etme konusundaki tek yöntem BM hakemliğiydi. Tassos Papadopulos, Denktaş’ın aleyhlerinde kudurmuş bir şekilde savaştığı bu iki aracı, her türlü çözüm perspektifini öldürme yönündeki stratejisinin bir parçası olarak şeytanlaştırdı.

 

Kıbrıs, Türkiye’nin Avrupa perspektifi ile ilgili maymuncuğunu değerlendirebilirdi ancak onu paslanmaya terk etti. En sonunda, AKEL’in ilk başta önermiş olduğu gibi amacın reddedilen çözümün iyileştirilmesi olduğunu göz önünde bulundurarak, 2009 yılı Türkiye için yeni bir boğucu takvim olabilirdi. 

 

Dengeleri ve AB’ye yönelik ‘çözüm budur’ yönündeki taahhüdü alaşağı etmeyecek olan bir fikirler dizisiyle müttefikler yaratılacak ve üyelik süreci sıkıntısından kurtulması için adım atması konusunda Türkiye’ye baskı yapılacaktı. AB’ye üye devletler Türkiye’nin tam üyeliğini istemeseler bile, miras aldıkları Kıbrıs sorunu belasından kurtulmak için çabaya yardımcı olacaklardı.

 

BM kararlarında belirlendiği gibi siyasi eşitliğe dayalı iki bölgeli iki toplumlu federasyon çözümü parametreleri içinde sınırlı kalması önkoşulu altında, Hakemlik de yapıcı olabilirdi. Avrupa mevzuatı, arabulucuların kaçınamayacakları sabit bir değerdir.

 

Bütün bu parametreler elle tutulurdur ve ayrıntıları ile kaydedilmiştir. Bir müzakerede üzerinde anlaşmaya varılmış çözüm ilkeleri, mevzuatla ilişkili olması gerektiği göz önünde bulundurulursa, güçlünün karşısında durması için güçsüzün elinde güçlü bir araç olabilir.

 

Elbette Cumhurbaşkanı Hristofyas bu açılıma cesaret etmedi ve diğer tarafın 2004 yılında kabul etmiş olduğu düzenlemeleri, görüşme noktasında bulunmak için baştan müzakere etmeyi istedi. Şu anda, onu nereye çıkaracağını bilmediği bir tünelde sonuna kadar yürümeye mahkumdur. Sadece, iki anahtarı elinde tutan ve ikinci tercih ile ilgili ciddi sonuçları olmadan, çözümle çözümsüzlük arasında bir avantaja sahip olan Türkiye’nin iyi niyetini umut etmektedir.”


Makarios Drousiotis

Πολίτης

15/03/2009