• Thursday 8 December 2022

Articles in Turkish

“Lillikas hileyi itiraf etti”

Eski Cumhurbaşkanı Tassos Papadopulos, Yorgos Lillikas’ın o zamanlar yayınlanmamış ‘Kıbrıs sorununun çözümü – Gerçekler, ikilemler ve seçenekler’ adlı kitabını okuduktan sonra, Lillikas’a endişelerini içeren bir not gönderdi.

Bu metnin yayınlanmak amacıyla mı yoksa sadece eski Cumhurbaşkanının çalışma arkadaşına endişelerini bildirmek amacıyla mı gönderildiği açık değildir. Yine de Y. Lillikas, kitabının tanıtım etkinliğinde bu metinden bir alıntıyı okudu ve bu, eski Cumhurbaşkanının Kıbrıs sorunundaki gerçek tezlerini ifşa etmektedir:

  • Siyasi eşitliğin, dolayısıyla da federasyonun kabul edilmesinin reddi.
  • Annan Planını en başından beri tamamıyla reddediyordu.
  • 8 Temmuz anlaşması bir numaraydı.

T. Papadopulos gönderdiği notta, ‘bir çözüm bulunsa bile’, devletin işleyişindeki aksaklıklar, bütünlüğünü tehdit edecek çıkmazlara neden olacaktır diye yazıyordu.   İşleyişinde aksaklıklar meselesi, eski Cumhurbaşkanına göre Kıbrıs sorununun en önemli boyutuydu, çünkü: ‘Etkili bir ‘karar alma’ sürecinin eksikliği veya BM kararları tarafından  belirlendiği şekliyle ‘eşitlik’ ruhunda, karar almalarda bir çok daimi çıkmazlar için reçetedir ve bu gelişme doğrudan ‘zorunlu’ ayrılığa  götürmektedir’.

 

Mutlak ret

 

Eski Cumhurbaşkanı ölmeden birkaç ay önce bu emanet metinle, en azından BM tarafından belirlenen parametrelerde bir çözümün mümkün olduğuna inanmadığını söylüyordu (‘bir çözüm bulunsa bile’). T. Papadopulos BM kararları tarafından belirlendiği şekliyle siyasi eşitliği reddediyordu, çünkü bu, ‘zorunlu ayrılığa’ neden olacak çıkmazların reçetesini oluşturmaktadır.

 

Tassos Papadopulos ile Mehmet Ali Talat 8 Temmuz 2006 tarihinde ünlü anlaşmayı imzaladılar. Bu anlaşmanın 1. maddesi şöyle söylemektedir: ‘İki bölgeli, iki toplumlu federasyon ve Güvenlik Konseyinin ilgili kararlarında belirlendiği şekliyle siyasi eşitlik doğrultusunda Kıbrıs’ın yeniden birleşmesine ilişkin taahhüt’.

 

Eski Cumhurbaşkanı T. Papadopulos, BM kararlarının anlattığı şekliyle siyasi eşitliği yazılı bir anlaşmayla kabul eden ilk Kıbrıslı Rum liderdir. Bu anlaşma, eski Cumhurbaşkanının önemli bir başarısı olarak görülmüş ve EVROKO, EDEK ve DİKO da dahil olmak üzere tüm partiler tarafından kabul   edilmiştir. Bugün bile D. Hristofyas, 8 Temmuz anlaşmasının bağlarından kurtulmakla eleştirilmektedir.

 

Bununla birlikte eski Cumhurbaşkanı,   8 Temmuz anlaşmasının siyasi hedefinin, Y. Lillikas’a gönderdiği yazılı metinde tırnak işareti içinde verdiği şekilde şekliyle, ayrılma reçetesi olduğunu düşünüyordu! O zaman bu kadar ‘tehlikeli’ bir anlaşmanın altına neden imzasını koydu? Açıkçası 8 Temmuz anlaşmasını, Annan planından uzaklaşmak için bir araç olarak kullandı. Daha sonra bunu süreç içinde öldürdü. Siyasi eşitliğin içeriğini belirleyen kararlara bakacak olursanız, Annan Planının felsefesini bulacaksınız. T. Papadopulos, yaptığı uygulamalarla da kanıtladığı ve yazılı metninde itiraf ettiği üzere, bu tür çözümlere inanmıyordu.

 

Genel Sekretere, Güvenlik Konseyine, AB’ne ve 2003 seçimlerinde Kıbrıs halkına karşı verdiği sözlere rağmen, gerçekte ne iki bölgeli federasyonu, ne de siyasi eşitliği kabul ediyordu. Sadece bunları, öldürmek için ‘kabul etti’ ve bunu süreç içinde yaptı.

 

Bu metin, Kofi Annan’ın 2004 yılında görüşmelerle ilgili raporunda belirttiği görüşü tamamıyla teyit etmektedir: ‘Reddedilen, basit bir plandan çok çözümün kendisiydi’.

 

Miras

 

T. Papadopulos bir taraftan siyasetten ve yaşamdan ayrılmış olabilir, ancak geride görüşmelerin şu anki aşamasını etkileyen ve belki de sonuçlarını belirleyen emanetler bırakmıştır.

 

Teorik olarak kabul ettiği   bir planı etkisiz hale getirmek için, bu planla içten savaştı ve gerek içeriğini, gerekse izlenilen süreç şeytanlaştırdı. Bu çabası içinde, takvimler, hakemlik, Kıbrıs Cumhuriyetinin biçim değiştirmesi gibi konularda korkular yarattı. Ayrıca ‘doğru içeriğe’ sahip olması, ‘işlevsel ve yaşayabilir’ olması, ‘toplumu, kurumları ve ekonomiyi birleştirmesi’ gibi çeşitli belirsiz önkoşullarla ‘çözüme olan bağlılığını’ korudu.

 

Bu belirsiz tezler çerçevesi, Tassos Papadopulos’un bize miras olarak bıraktığı ve Cumhurbaşkanı Hristofyas’ın da kamuoyu söylemlerinde kısmen savunduğu bir emanettir.

 

Emanetler-olta kurşunları

 

Eski Cumhurbaşkanı federasyonu sabote etme çabası içinde, oluşturucu parçalarını ve müzakere sürecini şeytanlaştırdı. Örneğin: ‘Tek taraflı’ ve ‘travmatik deneyim’ olan   baskıcı takvimleri ve hakemliği reddediyoruz. Sonrada başka meseleler de gündeme getirildi ve slogana dönüştürüldü. Örneğin ‘devlet teslim aldım, toplum olarak teslim etmeyeceğim’. Görüşmelerin bloke edilmesi için icat edilen bu ‘müzakere edilemez şartlar’, eski Cumhurbaşkanının mirasıdır ve çözüm çabasında olta kurşunları olmaya devam ediyorlar. Garantörlük meselesi de ek olta kurşunudur. Bu,  T. Papadopulos tarafından hiçbir zaman gündeme getirilmemekle kalmamış, aynı zamanda onun imzasıyla AB Katılım Anlaşmasının bir parçası da olmuştur:

 

1. Takvimler:

 

‘Baskıcı takvimler’ olmadan görüşmeler, Güvenlik Konseyinden tutun da anma törenlerine kadar yaptığı tüm açıklamalarda ve konuşmalarda daimi nakarattır.

 

Baskıcı takvimler, Türkiye’yi Kıbrıs sorunundaki politikasını gözden geçirmeye mecbur etmek için 2002-2004 yıllarında BM tarafından bulunmuştur. Tüm Kıbrıs’ın AB’ne nihai üyeliğinin gerçekleştiği baskıcı takvim, 1 Mayıs 2004,   Ankara’yı Kıbrıs sorunundaki politikasını gözden geçirmek zorunda bırakan takvimdi. Eski Cumhurbaşkanının bundan yararlanmamasına ve bunu müzakere etmemesine bakılmaksızın…

 

Böyle bir ikinci takvim, Türkiye’nin üyelik müzakerelerine başlayacağı 2005 yılı sonlarıydı. Bu da eski Cumhurbaşkanı tarafından yararlanılmadan geçip gitti, çünkü yeniden görüşmeler istemiyordu. Üçüncü bir takvim ise, üç şekilde sonuçlanabilecek 2009 sonudur:

 

a) Bu takvimin değerlendirilmesi ve çözüm.

b) Türkiye’nin tamamıyla kurtulması.

c) Türkiye-AB üyelik müzakerelerinin kopması ve kaos.

 

2. Hakemlik:

 

Hakemlik (tam olarak söylemek gerekirse plandaki boşlukların doldurulması, çünkü BM’nin hiçbir belgesinde ‘arbitration’ kelimesi yoktur) diğer tarafı ilgilendiriyordu, çünkü görüşmeci Denktaş ile, herhangi bir konuda herhangi bir uzlaşı sergileme olasılığı yoktur.

 

Boşlukların Genel Sekreter tarafından doldurulması, Denktaş’ın by-pass edilmesi için kaçınılmaz bir süreçti. Ancak kamuoyunda yanlış bir şekilde yerleştiği gibi ‘tüm sorumluluğun Türklere yüklenmesi için’ değil…

 

2004 yılındaki hakemliğin,   diğer tarafın lehinde tek taraflı olması, eski Cumhurbaşkanının planı reddetmesine gerekçe gösterebilmesi için kullandığı iletişim numaralarından biriydi. T. Papadopulos’un  ‘al-ver’ süreci için tezler vermeyi reddetmesine rağmen (D. Hristofyas’ın seçim kampanyası sırasında bunu teyit ettiği üzere),  Genel Sekreter Türk tarafının mutlak iki bölgelilik, daimi derogasyonlar, haritanın düz çizgi ile çekilmesi gibi başlıca taleplerinin  TÜMÜNÜ reddemişti.

 

3. Kıbrıs Cumhuriyetinin   lağvolması

 

Bu tez   ilk kez 24 Nisan tarihli ulusa sesleniş konuşmasında ortaya atıldı. Görüşmelerin hiçbir aşamasında devletin biçim değiştirmesi konusunda hiçbir soru işareti oluşmadı.

 

BM’nin benimsediği formülde, Kıbrıs Cumhuriyetinin uluslararası boyutunun dayandırıldığı iki temel kolanlardan hiçbirini bozmuyordu. Ne Avrupa Para Birliğine üyelikle ilgili yeni başvuru, ne de AB’ne Katılım Anlaşması bunu gerektiriyordu.

 

Dolayısıyla Kıbrıs Cumhuriyetinin lağvolması ile ilgili yeni sahne, özlü değildi, bir iletişim numarasıydı. Ortaklığın eski mi yoksa yeni mi olacağı konusunda harcanan tüm enerji,   gerçek dışıdır ve eski Cumhurbaşkanı tarafından iletişim uygulamasının yan etkisidir.

 

4. Garantiler:

 

1960 Garantörlük rejiminin devam etmesi, BM’nin sunduğu tüm çözüm önerilerinden bulunmaktadır.   Annan Planının müzakeresinin hiçbir aşamasında, Garantörlüklerin tamamıyla kaldırılması talebi gündeme gelmemiştir. Bugün Garantörlükler kırmızı çizgi olarak kabul edilmekte ve Kıbrıs’ın AB üyeliği argüman olarak sunulmaktadır.

 

Bununla birlikte Garantörlükler, Kıbrıs’ın AB’ne Katılım Anlaşması aracılığıyla hali hazırda birincil hukuk olmuştur. Özellikle Katılım Anlaşmasının üçüncü protokolünde şöyle bahsedilmektedir:

 

‘Kıbrıs Cumhuriyetinin AB’ne katılımı, (Kıbrıs Cumhuriyetinin) Kuruluş Anlaşmasının taraflarının haklarını ve yükümlülüklerini etkilememelidir görüşünü TEYİT EDEREK’.

 

Kıbrıs Cumhuriyetinin Kuruluş Anlaşmasının tarafları, Kıbrıs, Yunanistan, Türkiye ve Büyük Britanya’dır. Yani garantör güçlerin Kıbrıs üzerindeki hakları (Garantörlük ve İttifak Anlaşmaları), Kıbrıs’ın AB’ne Katılım Anlaşmasına dahil edilmiştir. Tassos Papadopulos bu anlaşmayı 2003 yılında Stoa Attalu’da imzalamış ve bu, Kıbrıs Cumhuriyeti Meclisi de dahil olmak üzere 25 Parlamento tarafından onaylanmıştır. Elbette   Anlaşmaların iyileşmesi için müzakere marjları vardır, ancak bu, artık sadece Türkiye’nin iradesine bağlıdır. Anlaşmaların metne ters düştüğü veya Avrupa ilkeleriyle bağdaşmadığı şeklindeki görüş, AB tarafından kabul edilmemektedir.

 

Avrupa milletvekili Marios Matsakis’in konuyla ilgili bir sorusunu yanıtlayan Oli Rehn, ‘komisyon saygıdeğer üyenin Garantörlük Anlaşmasının AB’nin üzerinde inşa edildiği ilkelerle uyumlu olup olmadığına ilişkin endişesini paylaşmamaktadır’ yanıtı verdi.”


Makarios Drusiotis

Πολίτης

22/02/2009