Greek

Greek

English

English

Turkish

Turkish

Saturday, 4 April 2020

Ana sayfa

Contact Us Home
Collection of articles in Turkish
Alfadi Publications

On-Line Αγορές - On-Line Sales

Alexander Downer’in mide bulantısı


Alexander Downer Ledra Palace Otelinde ilk basın toplantısını düzenlerken ve Kıbrıs sorununun çözüleceği konusunda iyimser olduğunu söylerken, bir meslektaşı alaycı bir şekilde şöyle söylemişti: ‘Oturduğun yerden 16 özel temsilci geçti...’

 

Kıbrıs basınının çoğunluğu, 1964’ten günümüze kadar Kıbrıs sorunuyla ilgilenen altı BM Genel Sekreterinin 16 özel temsilcisini de küçümsediği için kendisiyle gurur duyma hakkına sahiptir.

 

Kıbrıs’la ilgilenen ilk Genel Sekreter U Thant, Kıbrıs’taki olaylarla ilgili ilk raporunda, yerel basının ‘sorumsuz ve belirsiz’ olduğu ve ‘haberlerin içeriği ve tonuyla, kamuoyundaki çatışmayı hiç durmadan körüklediği’ teşhisinde bulunmuştu.

 

O zamandan beri neredeyse yarım asır geçti ve U Thant’ın ilk saptamaları hala günceldir. Bunca yıldır kitle iletişim araçları, herşeyi yerle bir etmekle eğitildiler. Taktikler geliştirdiler ve yanlış bilgilendirmeyi ve komplo edebiyatını bilimmiş gibi yansıttılar. Çoğunluğu sadece bunu yapmayı biliyor. Farklı ve yapıcı olan her şeyi, kuşkulu ve hain gibi gösteriyorlar.

 

Fileleftheros gazetesinin Tembrialı müdürü Aristos Mihailidis’in   deyimiyle ‘Avustralya’nun tundralarından’ gelen Alexander Downer’in hedef tahtasına dönüşmesi an meselesiydi. Downer, özel bir toplantıda Kıbrıs sorunuyla ilgili olarak yaptığı söylenen bazı açıklamaları nedeniyle   kendini kitle iletişim araçlarının hedef tahtasında buldu. Fileleftheros gazetesi bu görüşmeleri ‘özel dersaneler’ olarak isimlendiriyor!

 

Peki ama Downer ne dedi de ona bu kadar çok kızdılar?   Kıbrıs sorununu çözmeye kararlı olduğunu söyledi ve ‘eğer şimdi çözülmezse, hem Beşparmak dağını, hem de askerlerin Adadan çekilmesini unutunuz’ dedi. Sorunları nedir? Çözüm ve askerlerin Adadan çekilmesi mi? Ne zaman çözüm hakkında bir şey duysalar, başlarına bir şey mi geliyor? Bunun Kıbrıs’ta tek devlet çözümüne ilişkin son fırsat olduğunu inkar edecek özlü bir anlayışı var mıdır? Söz konusu kitle iletişim araçlarının, bu çabayı başladığı ilk andan itibaren sabote ettiğini anlamayan var mıdır?

 

Onları daha çok rahatsız eden şey, Downer’in kullandığını söyledikleri sözdür: Bazı kitle iletişim araçları, görüşmeleri aktarma mide bulantısı yaratıyorlar. Her ne kadar kendisi bunu yalanlasa da ve orada bulunan kişiler, sözlerinin çarpıtıldığını söyleseler de, gücenen kitle iletişim araçları (özellikle Fileleftheros ve Simerini gazeteleri), onun bunu söylediğinde   ısrar ediyorlar ve ona karşı yakışık olmayan kişisel bir saldırı başlattılar.

 

Madem ki bir kişinin bir şey duyduğu, bunu Şilluris’e söylediği, onun da bunları Fileleftheros gazetesine aktardığı bilgiler ışığında   kamuoyu önünde bir tartışma yapılıyor, ben de bu diyaloğa, Şener Levent’in yaşadığı bir tecrübesiyle ilgili çok somut bir tanıklıkla katkıda bulunacağım. Bunu Politis gazetesinde yayınlanan makalesinde anlatmıştı (‘Yüzme Havuzunun Kenarında’, 27/05/2009):

 

‘Önceki gün Lefkoşa’da bir Kıbrıslı Rum’un evinde misafirdim. Beni ağırlayan aile ile havuz kenarında oturduk. Hava serindi, ancak soğuk değildi. En sahibi, birkaç yudum kırmızı şarap içtikten sonra hemen konuya girdi. Aramızda Kıbrıs sorununa ilişkin o kadar derin bir sohbet başladı ki, müzakere masasında oturduğumu sandım. Sohbetin henüz daha başından, karşımda Kıbrıs’ın bölünmüşlüğü için göz yaşı döken, zamansız bir şekilde barıştan söz eden ve ‘ne kadar kardeşiz’ diyerek ağıt yakan basit bir Kıbrıslı Rum’un olmadığını anlamıştım. Bugüne kadar duymuş ve okumuş olduklarımdan çok farklı şeyler söylüyordu:

 

-Bugünkü şartlarda en iyi çözüm, iki ayrı, komşu devlettir ve Türkiye bu devletin tek garantör gücü olmalıdır.

 

Elbette şaşırdım. Siz şaşırmaz mıydınız? Acaba bu adam ciddi miydi? Evet, çok. Konuşmaya devam etti:

 

-Biz savaşı kaybettik. Savaşta yenilen taraf, galip gelenin şartlarını kabul eder. Kabul etmezse, anlaşma olmaz. Tarihte her zaman bu şekilde olmuştur.

 

Türkiye neden tek garantör güç olmalıdır? diye   sordum. Yanıtı şöyleydi:

 

-Diğerlerini ne yapalım? Kıbrıslı Türklerin güvenlikle ilgili endişesi, çok önemlidir. Üstelik Adanın stratejik konumu, Kıbrıs’ın kontrolünü hiçbir zaman bırakmak istemeyen Türkiye için çok önemlidir. Varsın garantör güç olsun ve burada bir karmaşa çıkarsa, müdahale etsin.

 

Avrupa Birliğine güvenmiyor musun? diye sordum. Yanıtı netti:

-Hayır, güvenmiyorum!’

 

Şener Levent, görüştüğü kişinin adını vermedi, ancak bu kişiyi, insanlar ve olaylar üzerinde büyük bir nüfuzu olan, Makarios’tan tutun da Hristofyas’a kadar tüm Cumhurbaşkanlarıyla tecrübesi olan ve onlar hakkında tek tek yorum yapan biri olarak anlattı. Biz sadece şunu ekleyeceğiz: Levent’in anlattığı konuşma,   kendilerini milli açıdan haysiyetli ilan eden, kılıçlarında sineklere tahammül edemeyen ve sabahtan akşama kadar özgürlük marşları, açıklamaları ve yeminleriyle kutsal kampanya yapan kitle iletişim araçlarının kodamanı ile yapılmıştır.

 

Kısacası Downer, yeni bir federal rejimde Kıbrıs’ın birleşmesiyle ve askerlerin Adadan çekilmesiyle sonuçlanacak bir çözümden bahsetti. Onlar, Türkiye’nin sonsuza kadar Kıbrıs’ta kalmasından söz ediyorlar, hem de tek garantör güç olarak... Yayınlarında bunları söylemiyorlar, ancak olayları de facto olarak bu noktaya sürüklüyorlar. Downer tiksinmekte haklı mıdır yoksa değil midir?

 

Neden halka gerçekten inandıkları şeyleri yani savaşta yenildiğimizi söylemiyorlar ve Anadolu’yu işgal etmişiz gibi davranıyorlar? Acaba Duntas’ın Doktrinini (‘Davanın yozlaşmasına izin verilsin, böylece zaman içinde de facto bölünmeye ulaşacağız’) benimseyerek, gizli ajandalarında bölünme mi var ve bu nedenle mi görüşmelere karşı bu kadar kudurmuş bir şekilde savaşıyorlar?

 

Eğer bölünmeyi tercih ediyorlarsa, çıkıp bunu açıkça söylemeleri daha dürüst olur. Tıpkı bölünme yerine federasyoınu tercih edenlerin uzlaşmayı açıkça destekledikleri gibi... Çünkü 1977 ve sonrasında kabul edilenlerin parametrelerinde bir çözüm isteyenlere hain damgasını yapıştırmaları ve özgürlüğün uzlaşmaz mücadelecileri gibi davranmaları, ancak gerçekte bölünmeyi ilerletmeleri, aydın bir insanda mide bulantısından başka ne hissettirebilir ki?

 


Makarios Druısiotis

Politis

07/06/2009

© Copyright: Makarios Drusiotis  |  Journalist, Writer

Top Back Ευκολη Εκτύπωση Contact Us Home